Uluslararası Eksende Türkiye Tarımı
Uluslararası Eksende Türkiye Tarımı

2007-2008 yıllarında dünya çapında gıda fiyatlarında önemli ölçüde artış yaşanması sebebiyle gıda güvenliği meselesi dünya gündeminin en üst seviyesine taşındı. O dönemki G8 ülkelerinin tarım bakanları özellikle gelişmekte olan Afrika ülkeleriyle tarımsal işbirliğini geliştirmenin yollarını aramak için 2009 yılında İtalya’da bir araya geldi ve bu meseleyi dünyanın öncelikli meselesi olarak ciddiyetle masaya yatırdı.

 2010 yılında bu kez G8 liderleri seviyesinde Kanada’da üçüncü dünya ülkelerinin gıda üretimini artırması için kesenin ağzı açıldı ve 22 milyar dolar taahhüt edildi. Bu para elbette gelişmekte olan devletleri kalkındırmak amacıyla taahhüt edilmemişti. G8 ülkeleri kendi gıda güvenlikleri için endişe içindeydi. Kendileri modern tarım ve inovasyon yöntemleri ile kendi tarım sektörlerini geliştiriyorlardı ama bu da bir noktaya kadar yeterliydi. Ucuz insan gücüyle, onlar için geniş arazilerde ucuz tarım ürünü yetiştirecek yoksul dünya ülkelerine ihtiyaçları vardı. Tarımın sanayi devriminden sonra her ne kadar yavaş yavaş ikinci plana atılmaya başlasa da, en hayati ekonomik sektör olduğunun farkındaydılar.  

2016 yılına geldiğimizde Japonya da gıda ve tarım güvenliğinin geliştirilmesi için kilit noktaların üzerinde durdular. Tarımda işbirliği sağlamaya çalıştıkları bölgelerde arazi ve işgücü imkânı fazlaydı fakat verimlilik düşüktü. En kilit nokta eğitimsiz çiftçiyi eğitmekti ve bunun için de hedef grup olarak özellikle kadınları ve gençleri seçtiler. Motivasyon yaratmak, tarımsal alanda teknik bilgiler vermek, girişimcilik alanında eğitimler ve tarımsal yeniliklere erişimi kolaylaştırmak gibi yol haritaları belirlediler.

 AB’yi ele alacak olursak yetersiz tarım alanlarını Afrika’da genişletme politikalarının yanı sıra birlik ülkelerinde örgütlü tarıma son derece önem verdiler. AB üyesi ülkelerde çiftçiler klasik anlamda 3 boyutlu bir yapı içerisine dâhil edilmişti. Birinci boyut çiftçinin ekonomik kolunu oluşturan kooperatiflerdi. İkinci boyutu oluşturan üretici birlikleri politika yönlendirme ve lobi faaliyetlerini icra etmekteydi, üçüncü boyut ise ziraat odalarıydı ve hükümetle çiftçi arasında köprü görevi gördü.

Uluslararası Eksende Türkiye Tarımı

 Dünya tarımın önemini bu derece kavramışken Türkiye süreci iyi yönetemedi. Tarımda örgütlülük verimli arazilere sahip tarım toplumu bir ülke olunmasına rağmen sağlanamadı. Bırakın çok boyutlu tarım örgütlülüğünü ilk adım olan kooperatifçilik faaliyetleri bile destek bulamadı.

Tarım alanları giderek küçülmeye başladı, çiftçi kazanamadığı için toprağını ekmeyi bıraktı. Tarım ülkesi Türkiye en temel gıda ürünlerinde dahi dışa bağımlı bir hal aldı. Kendi kendine yeten, ekip biçen kendi öz yurdunun tohumuyla kendi toprağının mahsulünü tüketen ülke yok oldu. İsrail tohumunu dayattı çiftçisine, halkının sofrasına da girişte bahsedilen G8 ülkelerinden olan Kanada’nın nohutunu, mercimeğini koydu.

 İnşaat sektörü gibi belirli çevrelere rant imkanı sağlayan sektörlere sıcak para aktarılırken çiftçi tarlasını süreceği traktörüne koyacak mazot bulamaz hale geldi. Bu durum da orta sınıfın sırtına her geçen gün zam olarak bindi. Medya patronlarının, holding sahiplerinin, sermaye gruplarının vergileri tek kalemde silinirken çiftçi kaderine terk edildi, hal böyle olunca o da tarlasını terk edip şehrin yolunu tuttu. Köylü artık milletin efendisi değildi, çıkar gruplarının İtalyan derisi binlerce dolarlık ayakkabılarının altında, belki de onların silinen vergilerine mahsuben artan vergilerle ezildi de ezildi.

Özlem Yakut

Uluslararası İlişkiler Uzmanı

Dünyadan diğer haberler için tıklayınız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz